13 Aralık 2009

oturma grubu

bazen tüm evren beyazımsı bir ipe bağlanır; fizikçi, astronom ne derse desin evrenin büyüklüğü hakkında, yeşil bir balon oldu dedi diye adamın biri, yeşil bir balon olur evren, ipi "sen anlamazsın"a bağlanan...
gezegenin en büyük tren istasyonunda bir bankta oturuyor. her şeyi güncelleyelim, çağa uyduralım demişler, yakıp yıkmışlar ama bu istasyona dokunamamışlar, son model trenler bile ilk tünelden lokomotif olarak çıkıp geliyor bu istasyona çünkü dediğim gibi, bazen evren yeşil bir balon olabiliyor, bazen ben ne dersem o.
"biliyor musun en zoru diyalog yazmaktır" diyerek yaklaşıyor bir adam, öylesine birinin bilinçaltından fırlamış biraz önce, piyango biletleri gibi tuttuğu kürdanları uzatıyor, "size de çıkabilir?" diyor sonra. bankta oturan gülümsüyor, "tüm seriyi ver" diyor, bir deste yeşil para saçıyor. "biliyor musun bazen söyleyecek tek bir söz bulamıyorum daha önce hiç karşılaşmadığım, kim olduklarını merak bile etmediğim insanların bana böyle garip ama bir yandan da keyif verici sözler söylemeleri üzerine..." diyor ve elindeki tüm kürdanları veriyor. "bari yeni yemek yemiş olsaydınız?" diye ekliyor, gülümsüyor ve dişlerinin arasına sıkışmış, çok sıkıcı bir çarşamba günü, banktaki adamın gözüne batıyor; işte bu yüzden yüzünü ekşitiyor, sağ elinin işaret parmağıyla kendi dişlerini işaret ediyor, kaba olmamaya çalışarak. kürdancı derhal çakıyor durumu, "ah, hayır, benim çocuğum olur kendisi, yediğim değil..." diyor. bunun üzerine, sol eliyle uzattığı kürdanı geri çekiyor banktaki adam.
"ilk iki çocuğunuz?" diye soruyor; "beni ilgilendirmiyorsa yüzüme kürekle vurun" der gibi bakıyor, yine, kaba görünememe derdinde...
"oo! onlar yuvadan uçtu amcası," diyor kürdancı, "pazartesi gelin oldu, dokuz beş çalışan embesiller, her hafta başı mıymıylanarak sikiyor şimdi onu... salı'yı sormayın, astılar, sırf bayat bir espri olsun diye..."
banktaki adam dişerini gösteriyor, hepsini! sırıtttığında görünmeyecek gibi olanları daha önce çektirip cüzdanında taşımaya başlamıştı, işte böyle zamanlarda lazım oluyor, çıkarıyor cüzdanından, alıyor avuç içine, gösteriyor kürdancıya.
"maşşallah" diyor kürdancı, "hiç birini kaybetmemişsiniz!" üçüncü perona giren trene doğru koşuyor sonra, banktaki adama başka bir şey söylemeden.
zaman geçiyor, vagonlar insanlarla doluyor, vagonlardan insanlar fışkırıyor.
"düş görmek, ormanda koşarken kırık dallara takılmaktır..." diyor karşı bankta oturan teyzeye, bankta oturan adam.
"...gün, dalları kırmakla geçer." diye cevap veriyor teyze.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme