13 Eylül 2009

1968 - ece ajandası

yandaki fotoğrafta görülen ajanda, babamın cep ajandasıymış. buraya taşınırken getirmiştim; bu gün eşyaları toplarken tekrar karşıma çıktı. çok büyük bir bölümü boş sayfalardan ibaret bu ajandanın bir kısmı sözlük gibi; genellikle yabancı dillerden türkçeye girmiş kelimlerle bazı kavramların anlamları not alınmış. babamın sağdan soldan duyduklarından, okuduklarından (ve kendisinden çıkma olduğunu düşündüğüm) notlardan bir kısmını ayıkladım. büyük kısmı anonimdir; ata sözleri / deyimler sözlüğü ile karşılaştırma yapmaya üşendim doğrusu. zaten çoğunu sen de bir şekilde duymuşsundur... sonuçta (ben önemsesem de) insanlık için fazla bir önemi yok; bir adamın yıllar önce karalanmış notları...

nereden baksan kişisel bir eşya olsa da bu ajanda, bu günün twitter, blog vs kayıtlarıyla kıyaslandığında, farklılaşan el yazıları, iç içe geçmiş kelimeleri, karalamaları ile yoğun bir sahicilik ve "karakter" taşıyor. özgürlük, akıllıca tercihler yapabilmekle çok ilgilidir: kağıt ile dijital malzeme arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz; bir sayfaya yazı yazmanın da bir sayfadan yazı okumanın da verdiği, vereceği "ruhsal" etkiyi hiç bir teknoloji veremez. sap ile samanı ayırt etmek gerek. kağıt güzeldir; kokar...



- gençlikte görülen ihtiraslar daima anonimdir ferde bireye değil cemiyete topluma aittir. (n.nadi)
- sen körpe fidansın, senden gölge bile olmaz.
- taş atana değil atılan taşa saldıran köpek yavruları (devlet)*
- çiğ etleri tahta bezine sarma zamanı geldi. çiğ et = insan vücudu. tahta bezi battaniye.
- bir gerçeği ortaya çıkaracak kritikte en az üç fikir olmalıdır. zira iki doğruyla bir düzey meydana getirilemez. en basit çokgen üçgendir.
- bal vermiyorsun bari sokma
- asyalılar "eğer dostların amerikalı ise düşmana ihtiyacın yok" derler. (nhu - korkunç yenge, ngo dinh diem'in karısı)**
- yarım tonluk atın anasını ağlatan yarım gram at sineğidir.
- felsefenin başlıca ödevi, özellikle, kişisel çıkarlarla kamu çıkarları arasındaki zorunlu ilişkiyi bulmaktır. (tolstoy)
- siyaset gemisini şamandıra diye mayına bağlayanların bordasına yanaşacak kadar bilinçsizlerin enayiliğini nasıl tarif etmeli.
- sen benim asaletimin gölgesindeki it olamazsın.
- selimiye kışlası gibi damın olacağına söğüt yaprağı a...ın olsun yeter.
- suratına bakan kadın çocuğunu düşürür.
- yaşayan köpek ölü aslandan daha iyidir.
- çam sakızı çoban armağanı sok kıçına orta parmağını
- keyife keyif verir kahvenin kaynaması, eşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması.
- senin gülüşün de devenin ağlamasına benziyor.
- "ne yapıyor?" "dünyayı s.. yapıp üzerine oturuyor."
- "susadım diyene sirkeye batırılmış sünger vermek"
- bacasız bok fabrikası. yokuşa vurulmuş yüklü beygir gibi gazlıyor.
- vernik suratlı.
- istenmeyen ev kedisi gibi kuyuya atılmış olmak.
- korku insana zararlı öğütler verir.
- körler diyarında mum tacirliği yapmak.
- eli dümende olan serdümenin gözü pusulada olur. (pusula, anayasa; serdümen, başbakan)
- biz veda etmek üzereyiz kedere / getir ahbaba bir kavaklıdere.

* platon'un devlet kitabı(dır)
** madame ngo dinh nhu ve ngo dinh diem

8 yorum:

  1. pek hoş, pek eğlenceli sözler varmış yahu.. birkaçı da, zaten bildiğimiz bazı sözlerin paralelinde şeyler.. tabii bu notlar 68'den olduğuna göre asıl bizimkiler bunlardan türeme oluyor.. ben "korkunç yenge"ye takıldım.. bizim evde bolca adı geçer dedikodu yaparken :) acaba aynı korkunç yenge mi, anneme sorucam, çok merak ettim..

    ve bir de.. blogun bu hali de pek bi değişik olmuş.. sanki "ileri yaşlardaki okuyucular gözlüğe ihtiyaç duymadan okuyabilsinler" misyonuyla motive edilmiş gibi, değil mi :)

    YanıtlayınSil
  2. ilk etapta kısıtlı sayıdaki (yaşayan) akrabalarımızdan biri mi diye düşündüm ancak amerika ve uzak doğu hakkında "bir kenara yazılmalık" laf edebilecek bir yenge bulamadım:)
    bak şurada rahşan ecevit için "korkunç yenge" benzetmesi yapmışlar ve şöyle bir açıklama var sadece:
    "`korkunç yenge` nitelemesini hatırlıyorsunuzdur; başta bir zamanların komünist çin`i olmak üzere totaliter rejimlerde arada bir zuhur eden bir niteleme. totaliter rejimlerde iktidar savaşı bazen öyle karmaşık bir hale gelirdi ki, ortaya bir `korkunç yenge` figürü atmadan işin içinden çıkmak imkansızlaşırdı."
    tam hikayesi nedir belli değil...
    * yenilik yapayım dedim, şimdilik deneme sürecinde ama aslında hoşuma gitti yazı karakterlerinin boyutlarını büyütmek ama düşünmedim hiç yaşlı insanları; tamamen estetik kaygılarla motive oldum:)

    YanıtlayınSil
  3. Kağıt elbette ki güzeldir. Hatta muhteşemdir. Heyecan vericidir. Bence e-kitapların umulduğu kadar yaygınlaşmama nedeni de bu: O dokunma hissini, gerçekliği, heyecanı veremiyor olması. ;) Ayrıca "bir gerçeği ortaya çıkaracak kritikte en az üç fikir olmalıdır. zira iki doğruyla bir düzey meydana getirilemez. en basit çokgen üçgendir." sözüne de bayıldım.

    Ekleme: Blogun bakımdan sonraki halini merakla bekliyorum. :)

    YanıtlayınSil
  4. kitaplarla (dergilerle, gazetelerle, mektupla vs) fazla ilgilenen yok aslında ama nedense "elektronik olsun hepsi" diye yırtınan çok fazla insan var. belki teknoloji fetişistliğidir? friendfeed'deki yorumu buraya da ekleyim:
    kağıt ile dijital malzeme tam örtüşmüyor; "vhs - vcd - dvd" gibi bir gelişim süreciymiş gibi görülmesini de anlamıyorum. bırak farklı kitapları, aynı kitap bile bir çok açıdan "farklı"dır. sendeki, bendeki ondaki kopyaları bile bir yana; edindiğin zamanki hali ile şimdiki hali arasında bile hem fiziksel hem de algılılama farklılığı vardır. dijital malzeme ile kağıt karşılaştırmasında, biri diğerinden üstün falan değil...

    [bir de friendfeed eklentisi ayarlamalı... bu arada ben sevdim sanki bu halini blogun :)]

    YanıtlayınSil
  5. Twitter, friendfeed gibi zımbırtılara mesafeli duruşumdan da anlaşılacağı üzere, hala kağıt ve mektup sevenler tayfasındanım. Ne kadar az teknoloji, o kadar huzurlu bir kafa... diye düşünmek istiyorum ama korkarım bu artık bizim seçimimiz değil. :( Bu arada, n'olur blog böyle kalmasın, sayfa üstüme üstüme geliyor :))

    YanıtlayınSil
  6. haha:) tamam "-1" daha yazıldı görünüm hanesine:)

    YanıtlayınSil
  7. bence de el yazısının yerini hiçbir blog tutamaz...mesela yazılarından tanıdığınız birinin (bu bir blog yazarı da olabilir,kitabını okumuş olduğunuz bir yazar da) el yazısını görmek gözünüzdeki yazar karizmasını oldukça etkiliyor...veya beni etkiliyor:)
    el yazısı güzeldir hele eski bir günlük veya ajanda..bence çok özel bir armağan...benim babamın da buna benzer bir ajandası vardır ara ara çıkarır ortaya...Bana o yeşil kapaklı küçük ajanda-günlük defteri hatırlattı; yüzümde kocaman bir tebessümle:))

    YanıtlayınSil
  8. beni en cok etkileyen 1968 yili bir ece ajandasi olmasi. yani 68 kusaginin ece ajandasi versiyonu ? en azindan o günleri yapraklarinda ve icerisindeki soylemlerde tasiyan bir ajanda.bu sayfalari dolduran kimmis? neler yasamis? umarim 'kedere veda ' edebilmistir tum yasaminda...

    YanıtlayınSil